• 22 HAZİRAN 2018
  • Yenileniyor
    • Adana
    • Adıyaman
    • Afyon
    • Ağrı
    • Amasya
    • Ankara
    • Antalya
    • Artvin
    • Aydın
    • Balıkesir
    • Bilecik
    • Bingöl
    • Bitlis
    • Bolu
    • Burdur
    • Bursa
    • Çanakkale
    • Çankırı
    • Çorum
    • Denizli
    • Diyarbakır
    • Edirne
    • Elazığ
    • Erzincan
    • Erzurum
    • Eskişehir
    • Gaziantep
    • Giresun
    • Gümüşhane
    • Hakkari
    • Hatay
    • Isparta
    • Mersin
    • İstanbul
    • İzmir
    • Kars
    • Kastamonu
    • Kayseri
    • Kırklareli
    • Kırşehir
    • Kocaeli
    • Konya
    • Kütahya
    • Malatya
    • Manisa
    • K.Maraş
    • Mardin
    • Muğla
    • Muş
    • Nevşehir
    • Niğde
    • Ordu
    • Rize
    • Sakarya
    • Samsun
    • Siirt
    • Sinop
    • Sivas
    • Tekirdağ
    • Tokat
    • Trabzon
    • Tunceli
    • Şanlıurfa
    • Uşak
    • Van
    • Yozgat
    • Zonguldak
    • Aksaray
    • Bayburt
    • Karaman
    • Kırıkkale
    • Batman
    • Şırnak
    • Bartın
    • Ardahan
    • Iğdır
    • Yalova
    • Karabük
    • Kilis
    • Osmaniye
    • Düzce

‘Tilki şehre inmedi, biz ormana girdik’…

218 defa okundu kategorisinde, 24 Mar 2018 - 11:25 tarihinde yayınlandı
‘Tilki şehre inmedi, biz ormana girdik’…
AP foto muhabiri Emrah Gürel’in ‘Maslak’ta, yola inerek yiyecek arayan bir tilkiyi’ gösteren karesi, TFMD tarafından ‘Yılın Çevre ve Doğa Fotoğrafı’ seçildi
image1.jpeg

 

Associated Press için çalışan deneyimli foto muhabir Emrah Gürel’in İstanbul Sarıyer’de çektiği ve Maslak’a inen bir tilkinin, uzakta görünen gökdelenlerin gölgesinde yiyecek aramasını gösteren fotoğrafı, Türkiye Foto Muhabirleri Derneği’nin düzenlediği ‘Türk Telekom Yılın Basın Fotoğrafları 2018’ yarışmasında ‘Yılın Çevre Fotoğrafı’ ödülünü aldı.

Gürel’in fotoğrafının, ‘50000 vuruşluk İstanbul’un yapılaşma sorununa ait makaleyi özetleyebilecek cinsten bir vurgu taşıdığını belirten’ Ilgaz Fakıoğlu, ‘ormanı çalınan tilki’nin hikâyesini şöyle anlattı:

“Haberlerde gördüğünüz üzere domuzlar, çakallar, tilkiler şehre indi söyleminden sıkıldığımı belirterek başlayayım. Türkiye’de şehirleşme oranının en çok arttığı illerin başında gelen İstanbul’da yapılan çoğu proje artık Kuzey Ormanları’nı da içerisinde bulundan orman arazilerinde meydana getiriliyor. Yani hâlihazırda binlerce yıldır orman olan ve doğal habitatı zaten bu hayvanlardan oluşan bölgeler insanların yaşamaları için uygun alanlara dönüştürülüyor. Türkiye’nin 1950’lerde 25 kentsel orana sahip olduğunu düşünürsek son 70 yıla varan kentsel büyüme bizim kendi kırsal kimliğimizin, doğal orman ve kırsal alanlarını düşünmeden hareket eden modern hâlimize bir tezat oluşturduğunu söyleyebiliriz.

Göktürk, Kemerburgaz gibi bölgelerin daha da kuzeye doğru büyümesine sebep olan projeler genel olarak Kuzey Ormanları’nın günümüzdeki güney sınırlarını da içine alan bölgenin yok olmasına sebep oluyor. Peki sürekli olarak hakkındaki toplumsal mücadelelerle gündeme gelen Kuzey Ormanları kent ve Türkiye için ne ifade ediyor? Söz konusu ormanlar öncelikle İstanbul’un Karadeniz iklimi yaşamasına sebep oluyor. Yani yağışın fazlalığı, sıcaklık değerlerinin kuzey tarafında daha düşük olması ve genel itibariyle İstanbul’un güney kesimlerinde yani eski İstanbul’da kurak dönemin daha kısa sürmesini sağlıyor.

Meşe, kayın, kestane, gürgen, ıhlamur, kızılağaç gibi birçok türü içerisinde bulunduran bu bölgenin güney sınırları yani esas çizgisi bir zamanlar Beşiktaş’a kadar uzanıyordu. Yani bugün Maçka Demokrasi Parkı da dahil olmak üzere alandaki birçok mesire bölgesinin atası Kuzey Ormanları’na dayanıyor. Şehirleşme nedeniyle bozulan ve kuzeye doğru projelerle (bakın burası esas vurgu) daralan ormanlık alanların sonu böyle giderse tabii olarak sıkışan ve belli bir bölgeden sonra makileşen alanların akıbetine uğrayacak.

Her bir Boğaz köprüsünün yeni bir İstanbul yarattığı gerçek. Toplumsal doku dahi o bölgelere göre şekillenirken üçüncü köprü ve havalimanının da orada yapılacak inşaat ve projelerle İstanbul’a yeni bir kimlik yaratacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Peki burada akla şu gelebilir: Bu içerik üçüncü havalimanına karşı mı? Esasında değil. Aynı nükleer santrale de karşı olmadığım gibi yeni havalimanı projelerine hiç karşı değilim. Benim bahsettiğim gelişim, yeni projeler ve rant alanları yaratmadan şehrin geleceğinin nefes almasını sağlamak üzerinde buluşuyor. Bahsettiğim gelişim; İstanbul dışına farklı bir ile; örneğin Tekirdağ, ya da İzmit’e yapılabilecek yeni bir havalimanı projesi ile İstanbul’a yönelik hava trafiğini farklı bir il üzerinden azaltma yolunu sağlayabilme konusunda bir yardım göstermeyi hedefliyor.”

Yorum
Bu, herşeyin özeti niteliğindeki tespit maalesef doğrudur. Bizim yerleşim alanlarımız ile vahşi doğanın yaşam bölgeleri arasındaki mesafeler hızlı bir şekilde daralıyor. Vahşi canlılar ile karşı karşıya gelmemiz artık çok daha kolay. Ve maalesef hem insan hemde hayvan için riskli bir durum var. Ama kesin olan bir şey var ki, umumiyetle hayvanlar zarar gören taraf oluyorlar ve tükenişlerine bir katkı oluyor bu karşılaşmalar. Nadir olarak da bir güzel fotoğraf ile neticeleniyor. Biz onların yaşam alanlarını talan edip, resmen ormanın içine oturmaya gidiyoruz. Kentleşme ile büyüyoruz giderek. Biz büyürken onlar da tam tersine küçülüyor. Kentsel dönüşümler de oluyor ve Bunlar pek çevre dostu değiller. Vahşi hayattan medeniyete dönüşümle daha çok yapı, kirlilik ve yol Doğa diye birşey bırakmaz. Alanları küçülen doğadaki canlıların açlıktan telef olmaları da kaçınılmaz oluyor. Çünkü doğal kaynaklar da tükeniyor. Hayat kaynağı niteliğindeki su, avları ve ağaçlar minimuma indi. Küçük hale getirdiğimiz bulunmaları gereken o alanlar, kendilerine hayatta kalma adına yetmiyor. Özellikle de dünya üzerinde yaşayan tilkilerin genel sıkıntısı da bu. Avlanarak hayatta kalan canlılar onlar. Ama yeterli avı da bulamadıkları için şehirlere iniyorlar ve kendileri av oluyorlar. Tabii ki şehre inmek tam olarak bu trajediyi karşılayan deyim değil. Biz ilk bakışta böyle görsek de, normalde kendilerinin de geçmişte içinde bulundukları alana mecburiyetten bir ziyarettir bu. Biz şehirleşme ile kendimizi ve o hayvanları da şehirleştirdik. Ama o hayvanlardır esas mağduriyeti yaşayanlar. Bunu hiç hesap ediyor muyuz. Onlar da bizim gibi yaratılmış canlandır. Böyle zararları meydana getiriyor oluşumuz ne kadar doğru ve etik kendi amaçlarımız hayat bulsun diye. Ve mağduriyetler omlarla başlıyor sadece. Ardından bizlere de dokunacaktır maalesef. Çünkü yaşam kaynağımız oksijen, bitkiler ve tatlı sular tükeniyor. Hepsinde acı veren bir daralma var su an. Kısıtlı imkanlar ile yaşıyoruz tabloya bakınca. Mevcut ortam bizim için de pek sağlıklı değildir. İş hayvan ile bitmiyor ne yazık ki. Mantık da emretmektedir ki artık dünyamızda kalan ormanlara biz eskisi kadar girmemeliyiz. Ve o canlılar da klasik tabiri ile şehre inmez…
Haber Editörü : Tüm Yazıları
Timur Tekman
Yorumlara Kapalı
Daha fazla Yazarlar
İzin ver onayla!

Her günümüz farklı senaryo. Ayni döngüde döndüğümüzü sandıkça hayatımıza yenilerini ekleyerek zaman içerisinde nasıl ilerlediğimizi...

Gezegen: 1,5dereceden fazla artışa tahammülüm yok…

‘’Kayıt edilmiş en sıcak yıl rekoru kırıldı’’, ‘’buzullar eriyor’’, ‘’kutup ayıları evsiz kalıyor’’, ‘’pek çok...

Huzurevinde çocuğun ne işi var?

15 yaşında küçük bir kız çocuğunun yaşadığı dram yüreğimizi dağlıyor. Yaşı küçük ama yaşadıkları büyük...

Kapat