• 22 TEMMUZ 2018
  • Yenileniyor
    • Adana
    • Adıyaman
    • Afyon
    • Ağrı
    • Amasya
    • Ankara
    • Antalya
    • Artvin
    • Aydın
    • Balıkesir
    • Bilecik
    • Bingöl
    • Bitlis
    • Bolu
    • Burdur
    • Bursa
    • Çanakkale
    • Çankırı
    • Çorum
    • Denizli
    • Diyarbakır
    • Edirne
    • Elazığ
    • Erzincan
    • Erzurum
    • Eskişehir
    • Gaziantep
    • Giresun
    • Gümüşhane
    • Hakkari
    • Hatay
    • Isparta
    • Mersin
    • İstanbul
    • İzmir
    • Kars
    • Kastamonu
    • Kayseri
    • Kırklareli
    • Kırşehir
    • Kocaeli
    • Konya
    • Kütahya
    • Malatya
    • Manisa
    • K.Maraş
    • Mardin
    • Muğla
    • Muş
    • Nevşehir
    • Niğde
    • Ordu
    • Rize
    • Sakarya
    • Samsun
    • Siirt
    • Sinop
    • Sivas
    • Tekirdağ
    • Tokat
    • Trabzon
    • Tunceli
    • Şanlıurfa
    • Uşak
    • Van
    • Yozgat
    • Zonguldak
    • Aksaray
    • Bayburt
    • Karaman
    • Kırıkkale
    • Batman
    • Şırnak
    • Bartın
    • Ardahan
    • Iğdır
    • Yalova
    • Karabük
    • Kilis
    • Osmaniye
    • Düzce

Zihnin at gözlüğü: Önyargı!

301 defa okundu kategorisinde, 23 Nis 2018 - 10:33 tarihinde yayınlandı
Zihnin at gözlüğü: Önyargı!

Önyargı, veya peşin hüküm, bir kişi ya da olaya ilişkin yeterli bir bilgi edinmeden, önceden, peşin bir karara varmış olma durumudur. Sosyoloji bunu “bireyde öteki bireylere, toplumsal kümelere karşı sevgi ya da düşmanlık duygusu uyanmasına yol açan, koşullanmış bir duygusal tutumu yansıtan sığ inanç” olarak tanımlar.

Önyargı bireylere, düşüncelere, belirli bir insan topluluğuna ya da nesnelere ilişkin olabilir. Önyargılar kişinin, topluluğun ve nesnenin karşısında olmak ya da yanında olmak biçiminde ortaya çıkabilir. Ama genellikle olumsuz, yani karşı olmak biçimi ağır basar.

Sosyal dünyayı algılamamızı ve yorumlamamızı etkileyen sosyal kategorilendirme, ön yargıların oluşumunda temel bilişsel süreç olarak ortaya çıkar. İnsanlar, diğer insanlara ilişkin enformasyon ayırt etmek veya gruplamak için ırk, cinsiyet, dini inanç, etnik köken gibi fiziksel ve sosyal ayırt ediciler kullanırlar. Bütün bu aşamalardan sonra çoğu zaman ön yargıların oluşumu kaçınılmazdır.

Einstein önyargı için, “Önyargıları parçalamak, atomu parçalamaktan zordur…” demiş. Ne de doğru söylemiş!

 Önyargının belli başlı sebeplerini sıralamamız gerekirse, şöyle bir sıralama oluşturabiliriz:

*Irkçılık
*Cinsiyet
*Homofobi
*Milliyetçilik
*Din
*Yaş
*Siyasi

*Sosyoekonomik statü

Etnisite sorunu, cinsiyet vb. tartışmaları ve her türlü ayrımcılığın çıkış noktasını oluşturan ön yargının oluşturduğu kalıpsal yargıların nasıl ortaya çıktığı ve şekillendiği görülebilir.

Aynı zamanda ötekileştirme de hem önyargıların sonucu hem de kaynağıdır. Bu bir döngüdür ve bu döngünün kırılabilmesi ancak “ötekini anlamaktan en azından anlayabilmekten geçer. Önyargılar, kodlar aracığıyla aktarıldıkça ayrımcılığa uğrayan grup ve toplulukların üyeleri ve bireylerinin yanlış tanınmasına veya tanınmamasına neden olur. Bu da birey veya grupların psikolojik olarak kendini algılaması ve kendini gerçekleştirmesi üzerinde yıkıcı bir etki yapar.
Her şeyden önce bir ülkede yaşayan insanlar ne kültürel, ne de sosyo-demografik vb. özellikler açısından homojen bir bütün değildir; böylesi bir yekpare kültür algısı fazlasıyla zor, dolayısıyla kendiliğin de ayrımcılığı besleyici bir anlayış olur.

Her tez mutlaka antitezini oluşturur.

Bir suç haberi geldiğinde ilk tepkimiz failin etnik kökeni olduğu sürece bu makasın ağzı açıldıkça açılacaktır.

Suçu işleyenin yargılanırken doğum yerinin Zimbabwe, Ortaköy, Çorum ya da Limasol olmasının farkı var mıdır? Olayların faillerine göre değil de objektif bir şekilde ele alınması gerektiğine inanıyorum. Ötekileştirmenin bir faydası olmadığını yıllardır gördük.

Haftaya da güzel şeyler konuşmak dileğiyle,

Sevgiler.

Yorumlara Kapalı