DOLAR

48,9722$%0,10

EURO

55,7043€%-0,06

STERLİN

64,9627£%0,26

GRAM ALTIN

6.517,98%-3,31

ÇEYREK ALTIN

10.727,00%-2,46

BİTCOİN

฿%

a

HAKAN ORAN YAZDI : SANDIK BAŞINDA 10/10/10 KURALI

Sabah gözünüzü açtığınızda iki şeye bakıp huzur buluyorsanız hayat yolundadır.
Bunlardan biri yanınızdaki eşiniz,diğeride gitmek için can attığınız işiniz.
Peki, ya üçüncü kilit taş?
Çoğumuz göz ardı ederiz ama hayatımızın kalitesini, mutfaktaki yangını, sokağımızın huzurunu belirleyen asıl büyük seçim oradadır.
Milletvekili seçimi.
Biz sandığa gitmeyi ya da gitmemeyi küçücük bir detay sanırken, meclisteki o koltuklarda oturanlar hayatımızı dizayn ediyor.
Gündelik yaşamımızın konforlu, adil ve sürdürülebilir olması, sorunları doğru teşhis edip bunları meclis kürsüsüne taşıyan ve bu yönde hayatı kolaylaştıran yasalar çıkaran milletvekillerinin sorumluluğundadır.
Kamuda hizmet kalitesini artırmak, medeniyetin göstergesi olan güvenli yolları yapmak, elektriğin ucuzlamasını sağlamak, vatandaşın ucuz ve sağlıklı et tüketebileceği piyasa dengelerini kurmak ve “yapanın yanına kâr kalacağı” düzeni yıkmak… Hepsi onların omuzlarındadır.
Seksen yaşında bir insanın ilacına ulaşmasını zorlaştıran da, otuz yıl prim ödeyen yurttaşın hakkını gasp ettiren de aynı zihniyet.
Enflasyon boynumuza bir ilmik gibi dolanırken çözüm üretmeyenler, kamuda liyakati yok edenler, yolsuzlukların üstünü örtüp cezasızlık kültürü yaratanlar memleketi sorma gir hanına çevirenler, sahte diplomaya izin verenler, yollardaki terörün ve denizlerdeki ölümlerin sebebide hep onlar.
Çöpünü yola atan arsızı şikâyet edeceğiniz yasal düzenlemeyi yapmayan da, elektriği ucuzlatıp yolları medeni seviyeye getirmeyen de…
Kıbrıs Türk Hava Yolları nasıl batırıldı? O gün kim hangi önergeyi verdi, kim arkasında durdu, kim takip etti? Çoğumuzun haberi bile yok.
Çünkü biz milletvekillerimizin karnesini tutmuyoruz. Hangi vekil kaç yasa önergesi verdi, hangi bakan kaç tasarı hazırladı, sonuçları ne oldu? Sormuyoruz.
Bu soruların hesabını sormayan bir seçmen profili, ne yazık ki kendi kaderini kendi elleriyle karanlığa mahkûm eder.
Sormadığımız için de her seçim, kendi elimizle geleceğimizi ateşe attığımız bir kısır döngüye dönüşüyor.
“Gitsek de gitmesek de bir şey değişmez” cümlesi, tembelliğimizin en büyük kılıfıdır.
Oysa bu ülkede tek bir insanın bile konfor alanından çıkıp mücadele etmesiyle değiştirebileceği çok şey var.
Seçim yapmak zordur çünkü bir alternatifi elinizin tersiyle itmeyi, yani bir şeyleri kaybetmeyi göze almayı gerektirir.
Yakında yeni bir seçim var ve eğer bu karmaşa içinde en doğru kararı vermek isteyenler varsa size birde önerim var.
Harvard Business Review editörü Suzy Welch’in geliştirdiği harika bir teknik var.
10/10/10 kuralı.
Bir karar vermeden önce kendinize şunu sorun.
10 dakika içinde bu tercihinizden dolayı kendinizi nasıl hissedeceksiniz?
Önümüzdeki 10 ay boyunca bu seçimin sonuçlarıyla nasıl yaşayacaksınız?
Bundan 10 yıl sonra geriye dönüp baktığınızda, bu tercihinizi hatırlayıp gurur mu duyacaksınız yoksa kahır mı çekeceksiniz?
Hepimiz ister zorunluluktan ister tercihlerimizden olsun, her gün birçok karar veririz. Ve aslında karar verdiğimiz o anlarda kendi kaderimizi yontarız.
Yarın “keşke” dememek için, hayatınızın direksiyonunu başkalarının ellerine teslim etmeyin.
Unutmayın; Eşinizi, işinizi ve birde milletvekilinizi çok dikkatli seçiniz!

0 0 0 0 0 0

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

Sıradaki haber:

İBRAHİM ERBİLDİM: “MAKAM İÇİN DEĞİL, LAÇ’I DÖNÜŞTÜRMEK İÇİN GELİYORUM”