Başbakan Üstel’den arama kurtarma açıklamasıÇalışmalar kesintisiz sürüyor
Lefkoşa, 9 Eylül 2026 — Başbakan Ünal Üstel, Girne açıklarında meydana gelen deniz kazasının ardından kayıp kişilere ulaşmak amacıyla yürütülen arama kurtarma çalışmalarının kararlılıkla devam ettiğini bildirdi.
Başbakan Üstel, Girne açıklarındaki deniz kazasının ardından yürütülen çalışmalardaki son durumu ve Ankara’da gerçekleştirilen temaslar sonucunda alınan yeni kararları kamuoyuyla paylaştı.
Dün Ankara’da Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında; ilgili bakanlıkların, Türk Deniz Kuvvetlerinin, teknik heyetlerin ve özel kurum temsilcilerinin katılımıyla kritik toplantılar gerçekleştirdiklerini belirten Üstel, bugüne kadar yapılan çalışmaları değerlendirdiklerini ve yeni adımları belirlediklerini kaydetti. Üstel, “Kayıp insanlarımıza ulaşma konusunda Türkiye Cumhuriyeti ile kararlılığımız tamdır” ifadelerini kullandı.
Toplantılarda alınan kararları aktaran Başbakan Üstel, şunları kaydetti
“Gerçekleştirdiğimiz toplantılar sonucunda, derin sularda arama kabiliyetine ve özel teknik donanımlara sahip bir arama kurtarma gemisinin daha çalışmalara dahil edilmesi kararlaştırılmıştır.
Söz konusu gemi yarın İstanbul’dan hareket ederek kaza bölgesine doğru yola çıkacaktır. Geminin hafta sonu veya hafta başında adamıza ulaşarak çalışmalara başlaması öngörülmektedir.
TCG IŞIN, tüm mürettebatıyla kaza bölgesindeki arama faaliyetlerini sürdürmektedir. TCG ALEMDAR ise rutin teknik bakım ve ikmal ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla limanına dönmüştür.
Havadan, karadan ve denizden kayıplarımıza ulaşmak için çalışmalarımız devam etmektedir.
Amacımız nettir. Kayıplarımıza ulaşmak.
Denizin derinliği, bölgenin koşulları ve batığın durumu nedeniyle arama çalışmalarının zaman gerektirdiği bir gerçektir. Ancak imkanlarımızı genişleterek, yeni teknik kapasiteyi devreye alarak çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz.”
Süreç boyunca çok sayıda kurum ve kuruluşun projelere önemli katkı sağladığını vurgulayan Üstel; Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumu ile Lefkoşa Büyükelçiliğine teşekkürlerini iletti.
Başbakan Üstel, kayıp kişilere ulaşma çabalarına ilk günden bu yana güçlü destek veren başta Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz olmak üzere, tüm bakanlıklara, kurum ve kuruluşlara halk adına şükranlarını sundu.
Başbakan Üstel’den sosyal konut ve üretici desteği açıklaması
“Gençlerimizi ev sahibi yapıyor, üreticimizin alın terine sahip çıkıyoruz”
Başbakan Ünal Üstel, sekiz bölgede hayata geçirilecek sosyal konut projeleri için online başvuruların cuma günü başlayacağını, narenciye üreticilerine ise yarın 607 milyon 148 bin 950 TL ödeme yapılacağını duyurdu.
Başbakan Üstel yaptığı açıklamada, hükümetin bir yandan gençleri ev sahibi yapacak sosyal konut projelerini ülke geneline yayarken, diğer yandan üreticinin emeğini korumaya ve üretimi desteklemeye devam ettiğini söyledi.
Sözlerimizi birer birer yerine getiriyoruz
Yaklaşık 30 yıllık bir aranın ardından sosyal konut projelerini yeniden başlattıklarını vurgulayan Üstel, “Yaklaşık 30 yıllık bir aranın ardından yeniden başlattığımız sosyal konut projelerinde sözlerimizi birer birer yerine getiriyoruz” ifadelerini kullandı.
Sosyal konut için başvurular cuma başlıyor
Üstel, bu kapsamda Girne’de Dikmen, Çamlıbel ve Esentepe; Gazimağusa’da Maraş; Lefkoşa’da Alayköy ve Haspolat; İskele’de Dipkarpaz ile Güzelyurt’ta Bostancı bölgelerinde hayata geçirilecek sosyal konut projeleri için online başvuruların cuma günü başlayacağını açıkladı. Üstel, başvuruların İçişleri Bakanlığı’nın resmi internet sitesi üzerinden yapılacağını belirtti.
Üreticiye yarın 607 milyon 148 bin 950 TL ödeme
Üreticiye yönelik desteğin de sürdüğünü belirten Başbakan Üstel, narenciye üreticilerinden alınan ürünlerin toplam bedelinin 828 milyon 132 bin 545 TL olduğunu açıkladı. Üstel, bu rakamın 607 milyon 148 bin 950 TL’lik bölümünün yarın ödeneceğini duyurdu.
Yarın yapılacak ödemeyle üreticilerin alacaklarının yaklaşık yüzde 75’inin ödenmiş olacağını kaydeden Üstel, geriye kalan ödemelerin ise ekim ayı içerisinde tamamlanacağını bildirdi.
Başbakan Ünal Üstel açıklamasını şu ifadelerle tamamladı
“Bir taraftan gençlerimizi ev sahibi yapıyor, diğer taraftan üreticimizin alın terine sahip çıkıyoruz. Hükümetimiz çalışıyor. Halkımız, gençlerimiz, üreticimiz ve tüm sektörlerimiz kazanmaya devam ediyor. Söz verdik. Yapıyoruz.”
Hakan Oran Yazdı : KİBİR KULESİNDEN DÜŞMEK
Siyaset arenasında ya da devasa şirketlerin yönetim katlarında zaman zaman bir tür “başkalaşım” gerçekleşir.
Koltuğa oturana kadar halkın veya çalışanların sesine kulak veren, mütevazı ve makul davranan figürler; güç ellerine geçtiğinde yavaş yavaş değişmeye başlar.
Bir gün bakarsınız ki, dünün kapsayıcı lideri gitmiş; yerine kendisini yanılmaz, eleştirilemez ve her şeyin en iyisini bilen tek güç olarak gören bir başkası gelmiştir.
Siyaset bilimi ve tıbbın bu duruma koyduğu teşhis nettir.
Hubris Sendromu, yani Türkçe adıyla Kibir Sendromu.
Yunancada “kibir” ve “küstahlık” anlamlarına geliyor.
Yunan mitolojisinde “hubris”, tanrılara kafa tutan, sınırlarını aşan ve aşırı gurura kapılan ölümlülerin durumunu anlatır.
Tanrılar bu küstahlığı asla cezasız bırakmaz ve o kişiyi felakete sürüklerdi.
Günümüz siyasetinde de durum bundan pek farklı değil.
İngiliz siyasetçi ve nörolog David Owen’ın tanımladığı bu sendrom, aslında bir kişilik bozukluğu değil; tamamen konumun ve denetimsiz gücün getirdiği bir deformasyondur.
Nitekim nörobiyoloji de bunu doğrular.
Kazanan ve sürekli güç kullanan beyinde aşırı miktarda dopamin salgılanır.
Aşırı Dopamin Salgılanması, kişinin risk algısını sıfırlarken empati yeteneğini köreltir. Gücü elinde tutan kişi, biyolojik düzeyde bir “ödül bağımlılığı” geliştirir. Bu durum, eleştirileri birer öneri veya uyarı olarak değil, kendi varlığına yapılmış bir tehdit olarak algılamasına yol açar.
Bu hormon doğru dozda kişiyi motive ederken, aşırıya kaçtığında risk algısını yok eder, empati yeteneğini köreltir ve gerçeklikle bağı koparır.
Ülkemizde yaşanan filo jet olayında da bunun örneklerine ekranlarda gözlerimizle şahit olduk.Bir taraftan ölen ve kaybolan insanlar varken empati yeteneği köreldiği için ekranlarda kahkaha atan siyasetçi gibi.
Ian Robertson’ın “Zafer Etkisi” çalışmasında belirttiği gibi; bir kişiyi zorbaya dönüştürmenin en kısa yolu, onu yetkin olmadığı bir konumda aşırı güçle donatmaktır.
Kişi, içindeki yetersizlik duygusunu bastırmak için çevresindekilere tahakküm kurmaya başlar.
Geniş coğrafyalarda politik hataların bedeli zamana yayılabilir.
Ancak KKTC gibi ölçek olarak küçük, toplumsal bağları sıkı ve şeffaf ekosistemlerde güç zehirlenmesinin etkileri adeta bir deprem dalgası gibi anında ve şiddetle hissedilir.
Ölümlere kadar giden sonuçlar yaratır.
Küçük toplumlarda liderlerin etrafında “yalakalık duvarları” çok daha hızlı örülür.
“Siz her şeyin en iyisini bilirsiniz” söylemleriyle kuşatılan lider, zamanla kendini kurumların, yasaların ve toplumun üzerinde görmeye başlar.
Fakat unutulmamalıdır ki; küçük yapılarda yapılan her kural dışı hamle, atılan her liyakatsiz adım doğrudan halkın cebine, huzuruna ve geleceğine yansır.
Tarih; Margaret Thatcher’dan Carlos Ghosn’a George W. Bush ve Tony Blaire
kadar gücün zirvesindeyken kendi kibrine yenik düşen liderlerle doludur.
Günümüzde, her şeye gücü yetme duygusu ve aşırı özgüven ile karakterize edilen işlevsiz davranışları tanımlamak için kullanılan bu kavramdan Donald Trump, Vladimir Putin, Brezilya’da Jair Bolsonaro, Macaristan’da Viktor Orbán ve Suriye’de Beşşar Esad gibi birçok siyasi liderin de etkilendiğini belirtmek isterim.
Fransız filozof Alain’in dediği gibi: “Kontrolsüz her güç deliliğe yol açar.”
Peki, bu “deliliğin” bedelini toplumların ödememesi için ne yapmalı?
Çözüm liderlerin “iyi niyetinde” değil, sistemin gücünde yatar.
Süreli görev yapma ilkelerini katı bir şekilde uygulamak,
Bağımsız yargı, özgür medya ve sivil toplum denetimini güçlendirmek,
Koltuklara liyakat sahibi, “hayır” diyebilen kadroları getirmek.
Güç, bir liderin insanlığa hizmet etmesi için verilen geçici bir emanettir.
O emaneti sonsuz sanıp kibre kapılanlar, tarih önünde her zaman kibir kulelerinin altında kalmaya mahkûmdur