DOLAR

40,2607$% 0.13

EURO

46,7252% 0.08

STERLİN

53,9495£% 0.21

GRAM ALTIN

4.320,96%0,56

ÇEYREK ALTIN

7.017,00%0,27

BİTCOİN

4785777฿%1.4882

a
admin

admin

02 Temmuz 2026 Perşembe

Hakan Oran Yazdı : BABASI TÜRK, ANNESİ KIBRISLI, KENDİSİ “HİÇ KİMSE”!

Hakan Oran Yazdı : BABASI TÜRK, ANNESİ KIBRISLI, KENDİSİ “HİÇ KİMSE”!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Yıl 2003. Kıbrıs’ta barikatlar açılmış, adanın kuzeyi ile güneyi arasındaki o aşılmaz duvarlarda ilk gedikler açılmıştı.
Binlerce Kıbrıslı Türk gibi Eda Hançer Akkor da geleceğe dair umutlarla Güney Kıbrıs Rum yönetimi makamlarına vatandaşlık başvurusunda bulundu.
Annesi Kıbrıslı bir Türk, babası ise 1975 yılında adaya gelmiş bir Türkiye kökenliydi.
Eda bu adada doğmuş, bu adanın kültürüyle büyümüştü. Ancak o gün bilmediği bir şey vardı. Önünde tam 22 yıl sürecek, sisteme karşı tek başına yürüteceği bir bürokrasi ve hukuk savaşı duruyordu.
Geçtiğimiz günlerde Türk Ajansı Kıbrıs’a (TAK) düşen bir haber, sadece Eda’nın değil, bu topraklarda “karma evlilik mağduru” olarak nitelendirilen binlerce gencin ve çocuğun yüreğine su serpti.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Eda Hançer Akkor’un 11 yıldır sürdürdüğü hukuk mücadelesinde tarihi bir karar alarak başvuruyu esastan inceleme kararı aldı.
Eda’nın da dediği gibi; “Uzun bir yolun sonunda ilk defa bir ışık göründü.” Çünkü biliniyor ki AİHM, önüne gelen başvuruların neredeyse yüzde 75’ini kapıdan çevirir.
Dosyanın içeriye kabul edilmesi bile statükonun sarsılması demektir.
Güney Kıbrıs yönetimi, özellikle 2007 yılında yasalarda yaptığı tek taraflı değişikliklerle, karma evliliklerden doğan çocukların vatandaşlık hakkını tamamen Bakanlar Kurulu’nun keyfi inisiyatifine bıraktı.
Gerekçe ise hazindi.
Kuzeydeki limanların “yasal olmaması” ve bu evliliklerin siyasi bir zemine oturtulması.
Devletler insanların kiminle evleneceğine karışamaz, çocuklar da anne-babalarını seçemez.
Dünyanın neresine giderseniz gidin; anne ya da babadan biri bir ülkenin vatandaşıysa, çocuk da o hakla doğar. Fransa’da da böyledir, Almanya’da da.
Ancak konu Kıbrıslı Türkler olunca, uluslararası hukuk ve insan hakları sözleşmeleri güneydeki elitlerin masasında bir kenara itiliveriyor.
Çocuk Hakları Evrensel Beyannamesi’ni dilinden düşürmeyenlerin, adanın kuzeyinde doğan binlerce çocuğu “üçüncü ülke vatandaşı” muamelesine mahkum etmesi ne insanlığa ne de adalet duygusuna sığar.
Eda Hançer Akkor’un hikayesi sadece kupkuru bir hukuki metinden ibaret değil.
Bu hikaye, Hollanda’da üniversite kazanıp, burs bulup, sırf “AB vatandaşı” sayılmadığı ve fahiş harç ücretlerini ödeyemediği için hayallerinden vazgeçmek zorunda kalan bir gencin hikayesidir.
Bu hikaye, 2014 yılında hamile kaldığında “Benim yaşadığım bu dışlanmışlığı, bu aidiyetsizliği oğlum Adel de yaşamasın” diyerek yola çıkan bir annenin kavgasıdır.
Bugün oğlu Adel 12 yaşına geldi. Yani bir çocuğun çocukluğu, annesinin mahkeme koridorlarında adalet aramasıyla geçti.
Bu mesele artık bireysel bir dava olmaktan çıkmış, toplumun kanayan bir yarası haline gelmiştir.
Nesilden nesile aktarılan bir mağduriyet, bir ülkenin uyguladığı sistematik bir ayrımcılıktır.
Eda’nın tek başına yaktığı bu çoban ateşi bugün sendikaların, Kimliksizler Derneği’nin ve İnsan Hakları Platformu’nun desteğiyle devasa bir toplumsal dayanışmaya dönüştü.
Meselenin Birleşmiş Milletler raporlarına kadar girmesi, Kıbrıslı Türklerin bu adadaki varoluş iradesinin bir göstergesidir.
Kıbrıslı Türkler bu adada vardır ve var olmaya devam edeceklerdir.
Dünya artık sınırların tartışıldığı değil, kozmopolit yapıların kabul gördüğü bir çağdadır.
İnsanları 1974 öncesi ve sonrası diye ayırarak, çocukların en temel seyahat, eğitim ve aidiyet hakkını gasp etmek hiçbir devlet politikasına meşruiyet kazandırmaz.
AİHM’den gelecek karar ne olur bilinmez ama Eda Hançer Akkor ve ona destek veren örgütlü güç, şimdiden büyük bir zihniyet duvarını yıkmıştır.
Her çocuğun insanca, eşit ve kimlikli yaşama hakkı vardır. Ve bu hak, hiçbir siyasi pazarlığın malzemesi yapılamayacak kadar kutsaldır.

Devamını Oku

Sadık Cemil Stadı yeni sezona hazırlanıyor

Sadık Cemil Stadı yeni sezona hazırlanıyor
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

 

Yeni sezonda Süper Lig’de mücadele edecek Değirmenlik futbol takımlarının evsahibi karşılaşmalarını oynadığı Sadık Cemil Stadı ekim ve bakım çalışmaları hız kesmeden devam ediyor.

 

Değirmenlik – Akıncılar Belediyesi personeli tarafından yapılan ve bakımı devam ettirilen sahanın yeni sezona hazır durumda olacağı öğrenildi.

Devamını Oku

Londra’da aşırı sıcak hava ve yağış raylı ulaşımı felç etti

Londra’da aşırı sıcak hava ve yağış raylı ulaşımı felç etti
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İngiltere’yi son günlerde etkisi altına alan aşırı sıcak hava ve dün gece yaşanan şiddetli yağış sonrası Londra’daki çoğu metro ve tren hattı ulaşımında ciddi aksaklıklar görülürken, bazı hatlarda operasyon durduruldu.

Ülke genelinde pazar gününden beri etkili olan sıcak hava dalgası raylı ulaşımda aksamalara yol açarken, dün gece yaşanan şiddetli yağış sonrasında Londra metrosunda bazı hatlarda sinyal hatası meydana geldi.

Şehirde Circle Line seferleri tamamen askıya alınırken, Londra merkezine bağlanan District, Elizabeth, Metropolitan, Hammersmith&City ve Mildmay hatları dahil olmak üzere birçok hatta geniş çaplı aksaklıklar yaşanıyor.

Bu sabah özellikle Baker Street gibi ana aktarma istasyonlarında iptal olan ve ciddi aksamalar yaşanan seferler nedeniyle uzun kuyruklar oluştu. Aşırı sıcak hava koşulları, metro istasyonlarında bekleyen yolcuları oldukça zorladı.

Aşırı sıcak havalarda altyapının sağlıklı çalışmasında sorunlar yaşandığından, Londra’nın toplu taşıma sistemini yöneten Transport for London (TfL) yolculara sıcak hava dalgası süresince gerekli olmadığı sürece hatları kullanmamaları önerisinde bulundu.

TfL ayrıca yolculara yola çıkmadan önce hatlardaki son durumu kontrol etmelerini tavsiye etti.

İngiltere’de sıcaklıkların hafta boyunca yüksek seyredeceği ve bazı bölgelerde 38-40 dereceye ulaşabileceği öngörülüyor. İngiltere Meteoroloji Ofisi bu nedenle dün kırmızı alarm yayınlamıştı.

Devamını Oku

ATATÜRK Mesleki Eğitim Merkezi İçin Destek Çağrısı: “Geleceğe Açılan Kapıyı Birlikte Tamamlayalım”

ATATÜRK Mesleki Eğitim Merkezi İçin Destek Çağrısı: “Geleceğe Açılan Kapıyı Birlikte Tamamlayalım”
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İskele Esnaf ve Zanaatkârlar Birliği Başkanı Serkan Kırmızı, yapımı devam eden ATATÜRK Mesleki Eğitim Merkezi’nde çalışmaların önemli bir aşamaya ulaştığını belirterek, projeye destek çağrısında bulundu.

Kırmızı, merkezin ikinci katında tuğla örme çalışmalarının sürdüğünü ve eğitim merkezinin her geçen gün tamamlanmaya biraz daha yaklaştığını ifade etti. Bugüne kadar projeye katkı koyan gönüllülere, hayırseverlere ve destek veren kişi ile kuruluşlara teşekkür eden Kırmızı, inşaatın kesintisiz devam edebilmesi için yeni desteklere ihtiyaç duyulduğunu söyledi.

“Bu Proje Gençlerin Geleceğine Yapılan Yatırımdır”

ATATÜRK Mesleki Eğitim Merkezi’nin yalnızca bir bina olmadığını belirten Serkan Kırmızı, merkezin gelecekte gençlerin meslek öğrenebileceği, üretime katılabileceği ve kendi ayakları üzerinde durabileceği önemli bir eğitim yuvası olacağını söyledi.

Kırmızı açıklamasında, “Bu proje, ülkemizin ihtiyaç duyduğu kalifiye iş gücünü yetiştirecek ve gençlerimize yeni fırsatlar sunacaktır. Bugüne kadar yüzlerce kişinin desteğiyle önemli bir mesafe kat ettik. İkinci katın tuğla örme aşamasına geldik. Ancak eksilen tuğla ve diğer yapı malzemelerinin temin edilmesi gerekiyor. Bu noktadan sonra projenin durması kabul edilemez. Artık sona yaklaşıyoruz ve hep birlikte başladığımız bu eseri tamamlamak zorundayız” ifadelerini kullandı.

Toplumun Tüm Kesimlerine Destek Çağrısı

Toplumun her kesimine çağrıda bulunan Kırmızı, yapılacak küçük veya büyük her katkının büyük önem taşıdığını belirterek, “Bu proje siyaset üstüdür, gelecek nesillere yapılan bir yatırımdır. Yapılacak her bağış, verilecek her destek ve uzatılacak her yardım eli, çocuklarımızın ve gençlerimizin geleceğine atılmış bir imza olacaktır. Tüm duyarlı vatandaşlarımızı, iş insanlarımızı, sivil toplum örgütlerimizi ve gönüllülerimizi ATATÜRK Mesleki Eğitim Merkezi projesine destek olmaya davet ediyoruz” dedi.

Birçok Meslek Dalında Eğitim Verilecek

Tamamlanmasının ardından ATATÜRK Mesleki Eğitim Merkezi’nde terzilik, ayakkabıcılık, kaynakçılık, tesisatçılık, robotik kodlama, oto elektrik, oto kaporta, kuaförlük ve berberlik gibi birçok alanda mesleki eğitim verilmesi planlanıyor. Merkezin, KKTC’nin mesleki eğitim altyapısına önemli katkılar sağlaması ve gençlerin istihdam olanaklarını artırması hedefleniyor.

Devamını Oku

HAKAN ORAN YAZDI : DEVLET YUMRUK ATMAZ, YARGILAR!

HAKAN ORAN YAZDI :    DEVLET YUMRUK ATMAZ, YARGILAR!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Geçtiğimiz günlerde bir hükümet bakanının kameralar karşısına geçip, “Biz Müslümanız. Birisi bize tokat atmaya kalkarsa, yumruğu yemeyi göze almalıdır” çıkışı, kamuoyunda yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. Bir yanda “devletin ve siyasetçinin izzeti” adına bu sert üslubu alkışlayanlar, diğer yanda ise “hukuk devletinin ve siyasi nezaketin” zedelendiğini savunanlar…
Peki, sokak argosunu andıran bu “tokata yumruk” formülü, ardına sığınılan inanç değerleriyle ve temsil edilen devlet makamıyla ne kadar uyuşuyor?
Dinin Sınırı: Adalet mi, İntikam mı?
Sayın Bakan, iddiasını “Biz Müslümanız” vurgusuyla temellendiriyor. İslam inancının, haksızlık karşısında mutlak bir pasifliği (mesela Hristiyan teolojisindeki “Sağ yanağına vurana solunu çevir” doktrinini) emretmediği doğrudur.
Kur’an-ı Kerim, meşru müdafaayı bir hak olarak tanır ve Şûrâ Suresi’nde “Bir kötülüğün cezası, ona denk bir kötülüktür” buyurarak adaletin sınırını çizer.
Ancak buradaki anahtar kelime “denk” olmaktır.
İslam hukuku, adaleti titiz bir teraziye bağlar. Tokat atana, hak ettiğinden daha ağır bir şiddetle, yani “yumrukla” karşılık vermek, sınırın aşılması demektir ki ayetlerin devamı bizi hep “haddi aşmamaya” uyarır.
Dahası, aynı inanç sistemi adaleti yasal bir hak olarak sunarken; affetmeyi, sabretmeyi ve kötülüğü iyilikle savuşturmayı “üstün bir erdem” olarak taçlandırır.
Dolayısıyla, inancı referans göstererek vites büyütmek ve daha büyük bir şiddeti vadetmek, en hafif tabirle cımbızlanmış bir din yorumudur.
Devletin Sınırı: İhkak-ı Hak mı, Hukukun Üstünlüğü mü?
Meseleyi dini referanslardan sıyırıp “devlet adamlığı” terazisine koyduğumuzda ise karşımıza daha büyük bir kurumsal çelişki çıkıyor.
Bir bakan, sokaktaki herhangi bir vatandaş değildir.
O, elinde devletin kolluk gücünü, yasama ve yürütme yetkisini tutan bir makamın temsilcisidir.
Modern ve demokratik bir devlette asıl olan, bireylerin veya siyasetçilerin kendi adaletini kendilerinin sağlaması (hukuk dilindeki adıyla ihkak-ı hak) değil, hukukun işletilmesidir.
Bir siyasetçiye haksızlık mı yapıldı? Saldırıya mı uğradı? Bunun karşılığı “yumruk” değil; bağımsız mahkemeler, polis ve yasalardır.
Bir hükümet yetkilisi yasa dışı bir fiziki hamleye “Ben de sana daha sert vururum” diye yanıt verdiğinde, farkında olmadan kabile hukuku kurallarını, modern devlet nizamının önüne koymuş olur.
Gücü elinde bulunduranın adaleti kendi yumruğunda araması, toplumdaki “orman kanunu” algısını beslemekten başka işe yaramaz.
Şamar Oğlanı Olmamak ile Devlet Vakarı Arasındaki Çizgi
Elbette siyasetçiler de insandır; etten, kemikten ve duygudan müteşekkildir. Sürekli olarak haksız eleştirilere, provokasyonlara veya linç girişimlerine maruz kalan bir devlet adamının “Biz şamar oğlanı değiliz” refleksini insani olarak anlamak mümkündür. Siyaset, belli bir kararlılık ve dik duruş gerektirir.
Ancak devlet vakarı, öfkeyi kontrol edebilme becerisidir.
Güçlü olmak, tokat atana yumruk indirmek değil; o tokatı atacak cüreti bulamayacakları adil, şeffaf ve güçlü bir hukuk sistemi inşa edebilmektir.
Netice itibarıyla; sokak lügatinden devşirilen “tokata yumruk” retoriği, ne İslam’ın ölçülülük ve af tavsiyesiyle ne de demokratik bir devlet adamının taşıması gereken “hukuka bağlılık” sorumluluğuyla bağdaşmaktadır.
Unutulmamalıdır ki, öfkeyle sıkılan yumruklar adaleti getirmez; sadece daha büyük kavgaların kapısını aralar. Devlet yönetenlerin görevi ise o kapıları açmak değil, sonsuza dek kilitlemektir.

Devamını Oku