40,2607$% 0.13
46,7252€% 0.08
53,9495£% 0.21
4.320,96%0,56
7.017,00%0,27
4785777฿%1.4882
Geçtiğimiz günlerde bir hükümet bakanının kameralar karşısına geçip, “Biz Müslümanız. Birisi bize tokat atmaya kalkarsa, yumruğu yemeyi göze almalıdır” çıkışı, kamuoyunda yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. Bir yanda “devletin ve siyasetçinin izzeti” adına bu sert üslubu alkışlayanlar, diğer yanda ise “hukuk devletinin ve siyasi nezaketin” zedelendiğini savunanlar…
Peki, sokak argosunu andıran bu “tokata yumruk” formülü, ardına sığınılan inanç değerleriyle ve temsil edilen devlet makamıyla ne kadar uyuşuyor?
Dinin Sınırı: Adalet mi, İntikam mı?
Sayın Bakan, iddiasını “Biz Müslümanız” vurgusuyla temellendiriyor. İslam inancının, haksızlık karşısında mutlak bir pasifliği (mesela Hristiyan teolojisindeki “Sağ yanağına vurana solunu çevir” doktrinini) emretmediği doğrudur.
Kur’an-ı Kerim, meşru müdafaayı bir hak olarak tanır ve Şûrâ Suresi’nde “Bir kötülüğün cezası, ona denk bir kötülüktür” buyurarak adaletin sınırını çizer.
Ancak buradaki anahtar kelime “denk” olmaktır.
İslam hukuku, adaleti titiz bir teraziye bağlar. Tokat atana, hak ettiğinden daha ağır bir şiddetle, yani “yumrukla” karşılık vermek, sınırın aşılması demektir ki ayetlerin devamı bizi hep “haddi aşmamaya” uyarır.
Dahası, aynı inanç sistemi adaleti yasal bir hak olarak sunarken; affetmeyi, sabretmeyi ve kötülüğü iyilikle savuşturmayı “üstün bir erdem” olarak taçlandırır.
Dolayısıyla, inancı referans göstererek vites büyütmek ve daha büyük bir şiddeti vadetmek, en hafif tabirle cımbızlanmış bir din yorumudur.
Devletin Sınırı: İhkak-ı Hak mı, Hukukun Üstünlüğü mü?
Meseleyi dini referanslardan sıyırıp “devlet adamlığı” terazisine koyduğumuzda ise karşımıza daha büyük bir kurumsal çelişki çıkıyor.
Bir bakan, sokaktaki herhangi bir vatandaş değildir.
O, elinde devletin kolluk gücünü, yasama ve yürütme yetkisini tutan bir makamın temsilcisidir.
Modern ve demokratik bir devlette asıl olan, bireylerin veya siyasetçilerin kendi adaletini kendilerinin sağlaması (hukuk dilindeki adıyla ihkak-ı hak) değil, hukukun işletilmesidir.
Bir siyasetçiye haksızlık mı yapıldı? Saldırıya mı uğradı? Bunun karşılığı “yumruk” değil; bağımsız mahkemeler, polis ve yasalardır.
Bir hükümet yetkilisi yasa dışı bir fiziki hamleye “Ben de sana daha sert vururum” diye yanıt verdiğinde, farkında olmadan kabile hukuku kurallarını, modern devlet nizamının önüne koymuş olur.
Gücü elinde bulunduranın adaleti kendi yumruğunda araması, toplumdaki “orman kanunu” algısını beslemekten başka işe yaramaz.
Şamar Oğlanı Olmamak ile Devlet Vakarı Arasındaki Çizgi
Elbette siyasetçiler de insandır; etten, kemikten ve duygudan müteşekkildir. Sürekli olarak haksız eleştirilere, provokasyonlara veya linç girişimlerine maruz kalan bir devlet adamının “Biz şamar oğlanı değiliz” refleksini insani olarak anlamak mümkündür. Siyaset, belli bir kararlılık ve dik duruş gerektirir.
Ancak devlet vakarı, öfkeyi kontrol edebilme becerisidir.
Güçlü olmak, tokat atana yumruk indirmek değil; o tokatı atacak cüreti bulamayacakları adil, şeffaf ve güçlü bir hukuk sistemi inşa edebilmektir.
Netice itibarıyla; sokak lügatinden devşirilen “tokata yumruk” retoriği, ne İslam’ın ölçülülük ve af tavsiyesiyle ne de demokratik bir devlet adamının taşıması gereken “hukuka bağlılık” sorumluluğuyla bağdaşmaktadır.
Unutulmamalıdır ki, öfkeyle sıkılan yumruklar adaleti getirmez; sadece daha büyük kavgaların kapısını aralar. Devlet yönetenlerin görevi ise o kapıları açmak değil, sonsuza dek kilitlemektir.

Yeniboğaziçi’nde Bağımsız Güç: Atalay Talaykurt Neden Aday Olduğunu Açıkladı
1
Cumhurbaşkanı Tatar’dan ABD’ye tepki:Bu karar, Kıbrıs konusunun çözümüne katkı sağlamayacak
2167915 kez okundu
2
Savaşan: Küçük’ün İlkeleri Mücadelemize Işık Tutuyor
56730 kez okundu
3
Cumhurbaşkanı Tatar Londra’da
49382 kez okundu
4
Azerbaycan-Türkiye İş Adamları Birliği ve Kıbrıs Türk Ticaret Odası arasında iş birliği protokolü imzalandı
47196 kez okundu
5
Kuzey Kıbrıs Türk Kızılayı 48 Yaşında
40081 kez okundu